çağdaş fotograf serileri - istanbul modern / orhan cem çetin - murat germen - “yao lu sergisi bağlamında çağdaş uzak doğu fotografı” söyleşisi içeriği + sanatçı listesi

çağdaş fotograf serileri - istanbul modern / orhan cem çetin - murat germen - “yao lu sergisi bağlamında çağdaş uzak doğu fotografı” söyleşisi içeriği + sanatçı listesi

çağdaş fotograf serileri - istanbul modern / orhan cem çetin - murat germen - “fotografın imge, temsil ve ideoloji bağlamlarındaki yeri” söyleşisi içeriği + sanatçı listesi

çağdaş fotograf serileri - istanbul modern / orhan cem çetin - murat germen - “fotografın imge, temsil ve ideoloji bağlamlarındaki yeri” söyleşisi içeriği + sanatçı listesi

çağdaş fotograf serileri - istanbul modern / orhan cem çetin - murat germen - “belgesel fotografta yeni olasılıklar” söyleşisi içeriği + sanatçı listesi

çağdaş fotograf serileri - istanbul modern / orhan cem çetin - murat germen - “belgesel fotografta yeni olasılıklar” söyleşisi içeriği + sanatçı listesi

çağdaş fotograf serileri, istanbul modern, 27 mart 2010, metin ve fotograf birlikteliği

çağdaş fotograf serileri, istanbul modern, 27 mart 2010, metin ve fotograf birlikteliği

çağdaş fotograf serileri, istanbul modern, 27 mart 2010, metin ve fotograf birlikteliği

- başlık

- altyazı (subtitle)

- resim altlığı (caption)

- fotograf üzerine yazılmış makaleler

- fotograflarla birlikte yazılmış makaleler (basın)

- fotografa yazılmış metin (deneme)

- metine çekilmiş fotograf (deneme), foto metnin illüstrasyonu olarak çalışıyor

- yukarıdaki her ikisini de yapmamak kelimeleri iki anlamlı metaforlar olarak kullanmak / kafa karıştırmak, düşündürmek

- bambaşka bir kaynaktan metin koymak (mg)

- konsept metni / sergi

- reklamcılık

- metnin fotosu

- polaroid formatı

- bilgisayarda uygulama

- baskının üzerine elle yazmak

- yapışkan harfler kullanmak

- dil (görsel-metinsel) görselin verdiği mesaj sonunda linguistik bir bütüne tekabül ediyor

- metin :: im/ima :: seyir/navigasyon

- mesaj :: tercüme/yorum/metin :: aslında her “okuma” bir metindir

- fotografda olmayan ek bir bilgi verme / bariz olanı tekrar etmeme (fotografda ağlayan bir çocuk varsa, altına ağlayan çocuk yazmamak)

roland barthes:

- basın :: metin okumayı hızlandıran parazitik bir mesaj, foto metnin illüstrasyonu değil, metin imgeyi yüceltmek, rasyonelleştirmek üzere kullanılıyor

- metin imgeye ne kadar yakın olursa (resimaltı) o kadar ima potansiyeli azalıyor ve resmin içeriğini tekrarlıyor; metin imgeden uzak olursa (makale başlığı) yönlendirme yapma olasılığı artıyor

- imge metne göre daha “iptidai” bir sistem (“point it” turist rehberi) tarihte insan ilk olarak imge ile iletişti (mağara resimleri)

victor burgin:

- imgenin çok anlamlılığı (polisemi) yanına gelecek söz/metin tarafından kontrol edilir

- barthes :: ankraj/sabitleme (çok anlamdan bir veya 2-3 tanesini seçmek ve dolayısı ile diğerlerini zımnen-üstü kapalı olarak reddetmek) :: bağlak (metin ve imge birbirini tamamlar, metin imgenin değerini artırır)

- wittgenstein “birisi konuşamıyorsa, sessiz kalmalıdır”

çağdaş fotograf serileri - fotografta suyun kullanımı

çağdaş fotograf serileri - fotografta suyun kullanımı

çağdaş fotograf serileri - fotografta suyun kullanımı / istanbul modern - o.c.çetin, m.germen - 27 şubat 2010

Tipik canlı özne sınıfına sokamayacağımız, görece daha cansız fotoğraf özneleri içinde su belki de en hareketlisi. Çay, dere, pınar gibi küçük ölçeklerde insana hayat taşıyan su, orta ölçekli yağmurla toprağa bereket sağlarken; okyanus, sel gibi devasa ölçeklerde korkutucu ve hatta öldürücü bir kimliğe de bürünebiliyor. Yaşamın bu derece temel ve vazgeçilmez parçası olan suyun çeşitli coğrafyalardan, özellikle de suya kıyısı veya suyla çevrilmiş olan coğrafyalardan fotoğrafçılar tarafından konu edilmesi şaşırtıcı değil. Daha önceleri bireysel fotoğrafçılara, ülke fotoğrafçılıklarına, çeşitli fotoğraf akımlarına odaklanan Çağdaş Fotoğraf Serileri, bu sefer daha doğal bir mecrayı, suyu farklı fotoğrafçıların işleri üzerinden konu ediniyor.

- suya atıf (elhan)

- susuzluğa atıf / çevre / ekoloji (cartagena, prix pixtet— jordan, de keyzer, maisel, colorado lópez, spinatsch, mattingly, deghati, polidori, copeland, yi)

- eğlence / yaşam biçimi / süreç / suyun rahatlatması (chaskielberg, dinçel, vitali, kordakis)

- eşik / asılı kalmış bir orta dünya (baloğlu, narahashi, dura, doubilet)

- suyun estetiği / suya has özel ışık (burkhard, kaul, davis, levin, hatakeyama, asada, horn, derges, gibson, kajii, dura, özşahin)

- sualtı ortamı / yerçekiminin farklı çalışması / insan gövdesinin suyun kaldırma gücüyle olan farklı ilişkisi ve postür-duruş farklılıkları (kalis, özşahin, keskinen, majuri, yi, holloway)

- okyanus / ölçek / sonsuzluk / suyun hakimiyeti / suya güzelleme (fabian miller, sugimoto, morando, goossens, davis)

- beklenmedik varlık-detay olarak su (crewdson)

- kentsel bağlamda su (hatakeyama)

Fotoğrafçılık Moda mı Oldu, Moda Fotoğrafçılığı Sanat mı Oldu?
Genel anlamda bilindiğinin aksine, iş akışı içinde fotoğrafçının yaratıcı kararlar alamadığı, kendisine verilen ayrıntılı tanımlar içinde mesleğini icra ettiği reklam fotoğrafçılığının bir dalı olan moda fotoğrafçılığı, görsel dünyada doğası gereği hayli çekici görüntülerle yerini alıyor. Kendisi de “görünüşe” dair olan moda endüstrisinin tüketiciye kendisini hatırlatmak ve güncel trendleri empoze etmek için kullandığı moda fotoğrafları, çoğu kez giyimin kendisinden ziyade temsil ettiği yaşam tarzını sunduğu, insan görüntüleri içerdiği ve bir başka ürün fotoğrafına kıyasla çekim öncesinde tarif edilmesi zor olduğundan, fotoğrafçının az da olsa inisiyatif kullanabildiği, fark yaratabildiği bir alan.
Reklamverenin çizdiği üslup her ne kadar baskın olmak zorundaysa da, az sayıda fotoğrafçı, yaratıcılığının önündeki bu temel engeli aşarak kişisel üslubunu reklamverenin üslubunun önüne geçirebiliyor, fotoğrafların altındaki imza bir bakışta tanınabiliyor. Görüntüler kişiselleştikçe, çalışma ticari olduğu halde, ortaya çıkan iş sanat fotoğrafı tanımına yaklaşıyor, fotoğrafçının kişisel işleri ile ticari işleri ayırt edilemez oluyor.
Söyleşinin odağında, işte bu çizgiyi aşabilen Irving Penn, David LaChapelle, Juergen Teller, Terry Richardson gibi ünlü fotoğrafçılar olacak, moda fotoğrafçılığı bu çerçeve içinde tartışmaya açılacak.
-       “et” çok fazla var  / erotizm
-       vazgeçilmezlik / elzemlik, incir çekirdeğini doldurmama (trivial), geçici olmak zorunda kalmaktan kaynaklanan müsriflik
-       sadece belli bir kesime hitap etme
-       magazin boyutu / ünlüler / şaşaa / sansasyon – celebrities shooting celebrities
-       bizim moda çekimlerinde bir senaryo / naratif yok görünüyor çoklukla
-       moda fotograflanınca, defilelerdeki hale göre daha hayatın içinden duruyor
-       profesyonel işlerin sanat ortamında dolaşıma girmesi veya sadece sergilemek için üretilmiş işlerin reklam amacı ile kullanılabilmesi…
-       estetik fazla ön planda / çok fazla dijital imge işlem – temizleme – mükemmelleştirme – kozmetik müdahale (botox) > illüzyon
————————————————
Catherine Atherton: The fine art of fashion photography
From a talk given at the Museum of Modern Art by the senior lecturer in art, publishing and music at Oxford Brookes University 
Fashion photography is carried out in order to sell clothes; it is a part of the wider advertising industry and exploits desires and aspirations through reference to lifestyles. As such, it is an unapologetic appropriator of styles and techniques. This poses questions about the meaning of street photography ­ if it includes fashion photography ­ and about its place, too, in the canon of art photography.
While you might at first see fashion photography as different because it is commercial, perhaps it is rather a good example of the need to contrive in all photography. Looking at fashion photographs we wonder to what extent other, apparently spontaneous, photographs were contrived. The idea that fashion photography represents a debasement of the medium must be challenged at a time when the visual language of advertising has permeated “high” art. In any case, the “captured moment” in its diversity and manipulation, is the basis for all photography.
Perhaps categories of photography exist not only because of context or subject but because of the need for definitions within a medium that has been widely employed by amateurs, technicians and professionals in many fields. Bourdieu sees that problems of definition in photography place it outside the cultural hierarchy. The “uneducated” consumer ­ his phrase ­ feels able to view and judge photographs without having to acquire the kind of specialist knowledge necessary for mainstream art. His view that photography falls outside the “consecrated arts” does not prevent those inside attempting to appropriate and/or marginalise it. Fashion photography falls between art and commerce.
Donovan, Klein and Tillmans have worked in the fashion business. Donovan, although his work was not confined to fashion, worked in the commercial world. Klein and Tillmans have moved between the commercial and art worlds.
Klein’s preoccupation in the 1950s with intervention ­ in relation to his subjects and during processing ­ can be seen in his fashion and street photos. He got into the action and later, during processing, bleached and cropped his images for a highly contrasted, grainy effect. That he was influenced by documentary photo and cinéma vérité is clear, but, in the fashion shots, vérité has given way to cinema. He actually acknowledged being influenced by Cecil Beaton.
Even the greatest and most original of photographers must respond to the commercial imperative. Klein’s extremely and obviously contrived fashion photos have a formality that is not seen in Tillmans’ images.
Tillmans, like Klein, has done a lot of fashion work and, according to Russell Ferguson, “all of his various types of photos can be shown together producing an over-archingly structural view of urban life. He has been working through the past decade at the same time as certain fashion photographers have aimed at a particular realism that reflects aspects of urban life.” Corinne Day’s photographs of Kate Moss caused a sensation in the 1990s ­ they were too realistic, even though carefully staged and no more “real” than Mike Leigh’s films.
The acceptance of photography as part of the art world took place in the 1960s and, since then, it has come to displace painting. As a result, artists such as Cindy Sherman and Jeff Wall can now bring narrative into fine art photography. Their styles are very different: Jeff Wall building a kind of realism and Cindy Sherman working within a fantasy world. We can see both approaches mirrored in contemporary fashion photography.
So I seem to be coming down on the side of fashion not being separate from mainstream photography; how can it be otherwise when Tillmans won the Turner Prize last year? Fashion may be regarded as a category of photography, but it has had a symbiotic relationship with art photography, both through its practitioners and as a reflection of movements and styles.

Fotoğrafçılık Moda mı Oldu, Moda Fotoğrafçılığı Sanat mı Oldu?

Genel anlamda bilindiğinin aksine, iş akışı içinde fotoğrafçının yaratıcı kararlar alamadığı, kendisine verilen ayrıntılı tanımlar içinde mesleğini icra ettiği reklam fotoğrafçılığının bir dalı olan moda fotoğrafçılığı, görsel dünyada doğası gereği hayli çekici görüntülerle yerini alıyor. Kendisi de “görünüşe” dair olan moda endüstrisinin tüketiciye kendisini hatırlatmak ve güncel trendleri empoze etmek için kullandığı moda fotoğrafları, çoğu kez giyimin kendisinden ziyade temsil ettiği yaşam tarzını sunduğu, insan görüntüleri içerdiği ve bir başka ürün fotoğrafına kıyasla çekim öncesinde tarif edilmesi zor olduğundan, fotoğrafçının az da olsa inisiyatif kullanabildiği, fark yaratabildiği bir alan.

Reklamverenin çizdiği üslup her ne kadar baskın olmak zorundaysa da, az sayıda fotoğrafçı, yaratıcılığının önündeki bu temel engeli aşarak kişisel üslubunu reklamverenin üslubunun önüne geçirebiliyor, fotoğrafların altındaki imza bir bakışta tanınabiliyor. Görüntüler kişiselleştikçe, çalışma ticari olduğu halde, ortaya çıkan iş sanat fotoğrafı tanımına yaklaşıyor, fotoğrafçının kişisel işleri ile ticari işleri ayırt edilemez oluyor.

Söyleşinin odağında, işte bu çizgiyi aşabilen Irving Penn, David LaChapelle, Juergen Teller, Terry Richardson gibi ünlü fotoğrafçılar olacak, moda fotoğrafçılığı bu çerçeve içinde tartışmaya açılacak.

-       “et” çok fazla var  / erotizm

-       vazgeçilmezlik / elzemlik, incir çekirdeğini doldurmama (trivial), geçici olmak zorunda kalmaktan kaynaklanan müsriflik

-       sadece belli bir kesime hitap etme

-       magazin boyutu / ünlüler / şaşaa / sansasyon – celebrities shooting celebrities

-       bizim moda çekimlerinde bir senaryo / naratif yok görünüyor çoklukla

-       moda fotograflanınca, defilelerdeki hale göre daha hayatın içinden duruyor

-       profesyonel işlerin sanat ortamında dolaşıma girmesi veya sadece sergilemek için üretilmiş işlerin reklam amacı ile kullanılabilmesi…

-       estetik fazla ön planda / çok fazla dijital imge işlem – temizleme – mükemmelleştirme – kozmetik müdahale (botox) > illüzyon

————————————————

Catherine Atherton: The fine art of fashion photography

From a talk given at the Museum of Modern Art by the senior lecturer in art, publishing and music at Oxford Brookes University

Fashion photography is carried out in order to sell clothes; it is a part of the wider advertising industry and exploits desires and aspirations through reference to lifestyles. As such, it is an unapologetic appropriator of styles and techniques. This poses questions about the meaning of street photography ­ if it includes fashion photography ­ and about its place, too, in the canon of art photography.

While you might at first see fashion photography as different because it is commercial, perhaps it is rather a good example of the need to contrive in all photography. Looking at fashion photographs we wonder to what extent other, apparently spontaneous, photographs were contrived. The idea that fashion photography represents a debasement of the medium must be challenged at a time when the visual language of advertising has permeated “high” art. In any case, the “captured moment” in its diversity and manipulation, is the basis for all photography.

Perhaps categories of photography exist not only because of context or subject but because of the need for definitions within a medium that has been widely employed by amateurs, technicians and professionals in many fields. Bourdieu sees that problems of definition in photography place it outside the cultural hierarchy. The “uneducated” consumer ­ his phrase ­ feels able to view and judge photographs without having to acquire the kind of specialist knowledge necessary for mainstream art. His view that photography falls outside the “consecrated arts” does not prevent those inside attempting to appropriate and/or marginalise it. Fashion photography falls between art and commerce.

Donovan, Klein and Tillmans have worked in the fashion business. Donovan, although his work was not confined to fashion, worked in the commercial world. Klein and Tillmans have moved between the commercial and art worlds.

Klein’s preoccupation in the 1950s with intervention ­ in relation to his subjects and during processing ­ can be seen in his fashion and street photos. He got into the action and later, during processing, bleached and cropped his images for a highly contrasted, grainy effect. That he was influenced by documentary photo and cinéma vérité is clear, but, in the fashion shots, vérité has given way to cinema. He actually acknowledged being influenced by Cecil Beaton.

Even the greatest and most original of photographers must respond to the commercial imperative. Klein’s extremely and obviously contrived fashion photos have a formality that is not seen in Tillmans’ images.

Tillmans, like Klein, has done a lot of fashion work and, according to Russell Ferguson, “all of his various types of photos can be shown together producing an over-archingly structural view of urban life. He has been working through the past decade at the same time as certain fashion photographers have aimed at a particular realism that reflects aspects of urban life.” Corinne Day’s photographs of Kate Moss caused a sensation in the 1990s ­ they were too realistic, even though carefully staged and no more “real” than Mike Leigh’s films.

The acceptance of photography as part of the art world took place in the 1960s and, since then, it has come to displace painting. As a result, artists such as Cindy Sherman and Jeff Wall can now bring narrative into fine art photography. Their styles are very different: Jeff Wall building a kind of realism and Cindy Sherman working within a fantasy world. We can see both approaches mirrored in contemporary fashion photography.

So I seem to be coming down on the side of fashion not being separate from mainstream photography; how can it be otherwise when Tillmans won the Turner Prize last year? Fashion may be regarded as a category of photography, but it has had a symbiotic relationship with art photography, both through its practitioners and as a reflection of movements and styles.

Fotoğrafçı Olmayan Fotoğrafçılar
İstanbul Modern’de, Murat Germen ve Orhan Cem Çetin’in birlikte her ay gerçekleştirdikleri, izleyici katılımına açık Çağdaş Fotoğraf Serileri söyleşi dizisinin bu ayki konusu, ana malzemesi fotoğraf olan, ancak fotoğrafçı kimliğini reddeden çağdaş sanatçılar. “Sanatçı” sözcüğünün disiplinler ötesi  bir tanımlama haline geldiği günümüzde, özellikle kendisini belli bir malzemenin sınırları içine hapsetmek istemeyen, farklı alanlarda ürün verebilmek, birden fazla platformda ele alınabilmek isteyen sanatçıların, hangi disiplinden gelirlerse gelsinler benzer  bir tutuma girdiklerini görmek mümkün. Öte yanda, ağırlıklı olarak hatta sadece fotoğraf ürettiği halde “fotoğrafçı”dan ziyade “fotoğraf kullanan sanatçı” ya da sadece “sanatçı” tanımlamasını tercih edenlerin sayısı az değil. Bu tutum, herhangi bir ayrıştırma içermeyen “fotoğrafçı” etiketinin söz konusu sanatçılar için yanıltıcı, küçültücü, basitleştirici bir konumlandırma olarak algılandığını akla getirebiliyor, bu kimliği taşımakta sakınca görmeyen diğerleri ile araya mesafe koyuyor. Söyleşide söz konusu tutum, örnekleriyle tartışmaya açılacak.
Gündelik yaşam ve gerçeklik ile güçlü bağları olan fotoğrafın herkes tarafından kolaylıkla üretilebilir hale gelmesiyle, kainatta var olan, hatta var olmayan herşeyin sanat nesnesi haline gelebildiği günümüzde, fotografik görüntüler de güncel sanatın vazgeçilmez malzemeleri arasına girmiş bulunuyor. Fotoğrafçı kimliğini benimsemeyen, fotoğraf eğitimi almadığı, bu alanda profesyonel çalışmalar da yapmadığı için esasen bu kimliği taşıması için herhangi bir nedeni de olmayan, başka disiplinlerden gelen birçok sanatçı, fotografik görüntüleri işlerine dahil edebiliyor, kimileri de neredeyse sadece fotoğraf üretiyorlar. Fotoğrafçı kimliği olmadan fotoğraf kullanan sanatçılar, bu görüntüleri bizzat elde edebiliyor ya da fotoğrafçılara sipariş edebiliyorlar.
Yarattığı gerçeklik yanılsaması, herkesçe malum belge değeri, gündelik yaşamın doğrudan izdüşümü olması nedeniyle, sanatsal üretim içinde fotografik görüntülerin özel ve yeri doldurulmaz bir konumu olduğu kesindir. Bu nedenle, sanatçıların fotoğrafa düşkünlüğüne şaşmamak gerekir.
Ne var ki, üretimini tümüyle bu alana daraltmış, bu alanda yetkinleşmiş, üretimini bu alanda kusursuzlaştırmaya çalışan fotoğrafçıların nezdinde, fotoğrafta yetkin olmayan, kimi zaman -mutlak mesleki kıstaslara göre- kusurlu hatta amatörlük düzeyinde işler üreten, ya da fotoğrafı bir profesyonele sipariş ettiği halde altına kendi imzasını atan sanatçıların varlığı, üstelik bu sanatçıların “tescilli” fotoğrafçılara göre kimi zaman daha kolay mecra bulabilmeleri bir sorun ya da en azından bir soru olarak algılanabilmektedir.
Bu çerçeve içinde en dikkat çekici tutum ise, bazı fotoğraf kökenli sanatçıların, ağırlıklı olarak fotoğraf üretmeyi sürdürdükleri halde kariyerlerinin belli bir noktasında fotoğrafçı kimliklerini reddetmeleri, “fotoğraf kullanan sanatçı” etiketi ile anılmayı tercih etmeleridir. Temel soru bu noktada oluşur. Söz konusu tutum, sanatçının salt “fotoğrafçı” kimliği ile anılmasının, orta yerdeki yapıtların izleyici, eleştirmen, galerici, küratör, koleksiyoncu, sanat tarihçisi vb tarafından sanatçının tercih etmediği, daha farklı biçimlerde algılanacağını ima etmektedir. Sanatçının kimliği gerçekten böyle bir algı farkı yaratır mı? Kimlik sadece beyanla oluşur mu? Külliyat, sanatçı kimliğinin oluşmasında temel bir ölçü değil midir? “Fotoğrafçı” kimliği, sanatçıyı ve yapıtı değersizleştirir, küçültür, basitleştirir mi? Ya da fotoğrafçı kimliğinin reddi sanatçıyı ve yapıtı yüceltir, onlara değer katar mı?
Söyleşide, bu sorularla özetlenebilecek kimlik karmaşası, farklı boyutları ve örnekleri ile tartışmaya açılacaktır.
NOTLAR:
- sanatçı (pop, arabesk, fantezi, vb.)
- kendi içinde çağdaş / modern / kavramsal / güncel gibi çeşitli ayrışımlar var ve tam bir anlaşma zemini yok gibi
- insanın etiketi “sanatçı” hele hele “güncel sanatçı” olmayınca dışlanma olasılığınız yüksek, ve bu olgu sadece işinizin içeriği ile ilgili bir durum değil
- “fotograf çekmek” ve “fotograf yapmak” arasındaki fark aşılabildiği sürece sanatçı / fotografçı ayrımı çok anlamlı gelmiyor
- fotografı kendi mecrası içinde “belgesel” ve “sanatsal” arasındaki fark, fotografın güncel sanattaki kullanımı söz konusu olduğunda ilginç bir boyut alıyor. güncel sanatta fotografın çok kere “belgesel” nitelikte kulanıldığını görüyoruz, dolayısı ile aradaki fark sizin kim olduğunuz ve işinini nasıl sunduğuzla bağıntılı olarak oluşuyor. bunu takiben, güncel sanat iddiasında olmayan belgesel nitelikli “fotograf” çalışmalarından da benzer bir keyif almak olası değil midir?
- kendini öncelikle sanatçı olarak tanıtan ve ifade aracı olarak fotograf kullanan bireylerin işlerinin, fotograf tartışmaları içinde muhakkak yer alması gereklidir
- başka disiplinden gelen insanların fotografı kullanmasının dışında, fotografın da diğer disiplinleri kullandığını söylemek yanlış olmaz (resim, heykel, mimari, tasarım, vb.)
justin carville makalesi: (“irlanda’da fotograf ve güncel sanat” adlı makale)
son 3-5 senedir çağdaş sanat işlerinde fotograf kullanımı gözle görülür şekilde arttı. bunun nedenlerinden birisi fotografı araç olarak kullanan sanat okulu mezunlarının sayısının artması. lens tabanlı iş yapan sanatçılar arasında “turner ödülü” gibi çok prestijli ödüllere aday gösterilenlerin sayısı arttı.
fotografın sanata araç olması yeni birşey değil ama kavramsal sanat ortaya çıkalıberi bu kullanım daha yoğunlaşmış. performans ve bağlama/zamana/belli bir mekana bağlı sanatın belgesel kaydını sergi mekanlarına taşımanın yolu olarak fotograf kavramsal sanatın içine ister istemez girdi.
fotografın varsayılan gerçekçi, kayıtsız ve nesnel niteliği de bir araç olarak kullanılmasında etkili oldu ve kavram sanatçıları başka türlü kaydemeyecekleri anları fotograf aracılığı ile seyirci önüne getirdiler.
popüler kültürün son zamanlarda sanata daha çok girmesi fotograf kullanımının artmasına yol açan etkenlerden birisi. popüler kültür “satmak” istediği imgesini çoğunlukla fotograflar yoluyla enjekte ettiği için popüler kültürün sanata girmesi söz konusu olduğunda fotografın devreye girmesi de çok anlaşılabilir bir durum.
fotografın farklı kültürel yorumlara yol açabilmesi ve öngörülemez bir öyküsellik potansiyeli barındırması da kavramsal sanat içinde kullanımını destekleyen başka bir olgu.

Fotoğrafçı Olmayan Fotoğrafçılar

İstanbul Modern’de, Murat Germen ve Orhan Cem Çetin’in birlikte her ay gerçekleştirdikleri, izleyici katılımına açık Çağdaş Fotoğraf Serileri söyleşi dizisinin bu ayki konusu, ana malzemesi fotoğraf olan, ancak fotoğrafçı kimliğini reddeden çağdaş sanatçılar. “Sanatçı” sözcüğünün disiplinler ötesi  bir tanımlama haline geldiği günümüzde, özellikle kendisini belli bir malzemenin sınırları içine hapsetmek istemeyen, farklı alanlarda ürün verebilmek, birden fazla platformda ele alınabilmek isteyen sanatçıların, hangi disiplinden gelirlerse gelsinler benzer  bir tutuma girdiklerini görmek mümkün. Öte yanda, ağırlıklı olarak hatta sadece fotoğraf ürettiği halde “fotoğrafçı”dan ziyade “fotoğraf kullanan sanatçı” ya da sadece “sanatçı” tanımlamasını tercih edenlerin sayısı az değil. Bu tutum, herhangi bir ayrıştırma içermeyen “fotoğrafçı” etiketinin söz konusu sanatçılar için yanıltıcı, küçültücü, basitleştirici bir konumlandırma olarak algılandığını akla getirebiliyor, bu kimliği taşımakta sakınca görmeyen diğerleri ile araya mesafe koyuyor. Söyleşide söz konusu tutum, örnekleriyle tartışmaya açılacak.

Gündelik yaşam ve gerçeklik ile güçlü bağları olan fotoğrafın herkes tarafından kolaylıkla üretilebilir hale gelmesiyle, kainatta var olan, hatta var olmayan herşeyin sanat nesnesi haline gelebildiği günümüzde, fotografik görüntüler de güncel sanatın vazgeçilmez malzemeleri arasına girmiş bulunuyor. Fotoğrafçı kimliğini benimsemeyen, fotoğraf eğitimi almadığı, bu alanda profesyonel çalışmalar da yapmadığı için esasen bu kimliği taşıması için herhangi bir nedeni de olmayan, başka disiplinlerden gelen birçok sanatçı, fotografik görüntüleri işlerine dahil edebiliyor, kimileri de neredeyse sadece fotoğraf üretiyorlar. Fotoğrafçı kimliği olmadan fotoğraf kullanan sanatçılar, bu görüntüleri bizzat elde edebiliyor ya da fotoğrafçılara sipariş edebiliyorlar.

Yarattığı gerçeklik yanılsaması, herkesçe malum belge değeri, gündelik yaşamın doğrudan izdüşümü olması nedeniyle, sanatsal üretim içinde fotografik görüntülerin özel ve yeri doldurulmaz bir konumu olduğu kesindir. Bu nedenle, sanatçıların fotoğrafa düşkünlüğüne şaşmamak gerekir.

Ne var ki, üretimini tümüyle bu alana daraltmış, bu alanda yetkinleşmiş, üretimini bu alanda kusursuzlaştırmaya çalışan fotoğrafçıların nezdinde, fotoğrafta yetkin olmayan, kimi zaman -mutlak mesleki kıstaslara göre- kusurlu hatta amatörlük düzeyinde işler üreten, ya da fotoğrafı bir profesyonele sipariş ettiği halde altına kendi imzasını atan sanatçıların varlığı, üstelik bu sanatçıların “tescilli” fotoğrafçılara göre kimi zaman daha kolay mecra bulabilmeleri bir sorun ya da en azından bir soru olarak algılanabilmektedir.

Bu çerçeve içinde en dikkat çekici tutum ise, bazı fotoğraf kökenli sanatçıların, ağırlıklı olarak fotoğraf üretmeyi sürdürdükleri halde kariyerlerinin belli bir noktasında fotoğrafçı kimliklerini reddetmeleri, “fotoğraf kullanan sanatçı” etiketi ile anılmayı tercih etmeleridir. Temel soru bu noktada oluşur. Söz konusu tutum, sanatçının salt “fotoğrafçı” kimliği ile anılmasının, orta yerdeki yapıtların izleyici, eleştirmen, galerici, küratör, koleksiyoncu, sanat tarihçisi vb tarafından sanatçının tercih etmediği, daha farklı biçimlerde algılanacağını ima etmektedir. Sanatçının kimliği gerçekten böyle bir algı farkı yaratır mı? Kimlik sadece beyanla oluşur mu? Külliyat, sanatçı kimliğinin oluşmasında temel bir ölçü değil midir? “Fotoğrafçı” kimliği, sanatçıyı ve yapıtı değersizleştirir, küçültür, basitleştirir mi? Ya da fotoğrafçı kimliğinin reddi sanatçıyı ve yapıtı yüceltir, onlara değer katar mı?

Söyleşide, bu sorularla özetlenebilecek kimlik karmaşası, farklı boyutları ve örnekleri ile tartışmaya açılacaktır.

NOTLAR:

- sanatçı (pop, arabesk, fantezi, vb.)

- kendi içinde çağdaş / modern / kavramsal / güncel gibi çeşitli ayrışımlar var ve tam bir anlaşma zemini yok gibi

- insanın etiketi “sanatçı” hele hele “güncel sanatçı” olmayınca dışlanma olasılığınız yüksek, ve bu olgu sadece işinizin içeriği ile ilgili bir durum değil

- “fotograf çekmek” ve “fotograf yapmak” arasındaki fark aşılabildiği sürece sanatçı / fotografçı ayrımı çok anlamlı gelmiyor

- fotografı kendi mecrası içinde “belgesel” ve “sanatsal” arasındaki fark, fotografın güncel sanattaki kullanımı söz konusu olduğunda ilginç bir boyut alıyor. güncel sanatta fotografın çok kere “belgesel” nitelikte kulanıldığını görüyoruz, dolayısı ile aradaki fark sizin kim olduğunuz ve işinini nasıl sunduğuzla bağıntılı olarak oluşuyor. bunu takiben, güncel sanat iddiasında olmayan belgesel nitelikli “fotograf” çalışmalarından da benzer bir keyif almak olası değil midir?

- kendini öncelikle sanatçı olarak tanıtan ve ifade aracı olarak fotograf kullanan bireylerin işlerinin, fotograf tartışmaları içinde muhakkak yer alması gereklidir

- başka disiplinden gelen insanların fotografı kullanmasının dışında, fotografın da diğer disiplinleri kullandığını söylemek yanlış olmaz (resim, heykel, mimari, tasarım, vb.)

justin carville makalesi: (“irlanda’da fotograf ve güncel sanat” adlı makale)

son 3-5 senedir çağdaş sanat işlerinde fotograf kullanımı gözle görülür şekilde arttı. bunun nedenlerinden birisi fotografı araç olarak kullanan sanat okulu mezunlarının sayısının artması. lens tabanlı iş yapan sanatçılar arasında “turner ödülü” gibi çok prestijli ödüllere aday gösterilenlerin sayısı arttı.

fotografın sanata araç olması yeni birşey değil ama kavramsal sanat ortaya çıkalıberi bu kullanım daha yoğunlaşmış. performans ve bağlama/zamana/belli bir mekana bağlı sanatın belgesel kaydını sergi mekanlarına taşımanın yolu olarak fotograf kavramsal sanatın içine ister istemez girdi.

fotografın varsayılan gerçekçi, kayıtsız ve nesnel niteliği de bir araç olarak kullanılmasında etkili oldu ve kavram sanatçıları başka türlü kaydemeyecekleri anları fotograf aracılığı ile seyirci önüne getirdiler.

popüler kültürün son zamanlarda sanata daha çok girmesi fotograf kullanımının artmasına yol açan etkenlerden birisi. popüler kültür “satmak” istediği imgesini çoğunlukla fotograflar yoluyla enjekte ettiği için popüler kültürün sanata girmesi söz konusu olduğunda fotografın devreye girmesi de çok anlaşılabilir bir durum.

fotografın farklı kültürel yorumlara yol açabilmesi ve öngörülemez bir öyküsellik potansiyeli barındırması da kavramsal sanat içinde kullanımını destekleyen başka bir olgu.

Türkiye’de genç kuşak fotograf pratiği
Yıllar öncesine kısa bir bakış attışımızda, bu coğrafyadaki eski fotograf pratiğinde hayli kişisel sayabileceğimiz bir odaklanma algılamak olası. Türkiye fotografı olarak adlandırılabilecek bir genel yaklaşımdan daha çok, çeşitli bireylerin çalışkanlıkları ve/veya estetik, teknik konulardaki becerileri ile ön plana çıktığını görüyoruz. Bu yılların klasik yaklaşımı benimsemiş birçok önemli isminin genç fotografçılar ve yeni fotografçılık pratiklerine olumlu baktığını, ellerindeki birikimi aralarında ve/veya yeni isimlerle paylaşarak daha zengin bir üretim ortamı yaratmak amacı taşıdıklarını söylemek zor.
Şimdilere baktığımızda ise çok daha fazla sayıda genç fotografçının işleri ile güçlü bir şekilde varolabildiğini mutlulukla görebiliyoruz. Bu sayının artması; tema / kavram olarak belirlenen konuların çeşitlenmesi ve çoğullaşmasına, her fotografçının hizmet ettiği genel kurumsal bir tarih yerine bireylerin kendi tarihlerine odaklanmasına, ve sonuç olarak belki de artık olası bir “Türkiye fotografı” kavramının temellerinin atılmasına yol açıyor. İstanbul Modern’de Orhan Cem Çetin ve Murat Germen tarafından yürütülen Çağdaş Fotograf Serileri, bu kez, Türkiye’deki genç kuşak fotograf pratiğinin nabzını tutarak genç nesil fotograf üretiminin ülke fotografına nasıl katkı sağladığını irdeleyecek.
karşılaştırmalar
- eskiden estetiğe fazla düşkünlük vardı, şimdi de bazı akımlarda anti-estetiğe fazla düşkünlük var.
- eskiden kurallara bağlılık vardı, şimdi kurallar eskisi kadar muteber değil (altın oran, netlik alanı, odaklama, kadraj, 3’te bir bölünmesi, fazla pozlama, contre-lumiere, istifleme vb.) http://www.ivarsgravlejs.com
- eskiden şehirlerin “güzel” yerlerine gidilirdi, şimdilerde ne kadar yıkık dökük yer varsa oraya gidiliyor
- eskiden an yakalanırdı şimdilerde an yaratılıyor
- eskiden portrelerde kendine has ifade yakalamak önemsenirdi ve özneler o amaçla manipüle edilirdi, şimdilerde ifadesizlik ön planda ve özne manipülasyonu farklı bir yönde (deadpan)
- eskiden toplumsal / görece daha kollektif hikayeler anlatılırdı şimdilerde daha çok kişisel hikayeler anlatılıyor
- eskiden tabu olan konuların üzerine çok gidilmezdi, şimdi tabular tabu olmaktan çıkmak üzere
- eskiden insansız fotograf olmaz denirdi, şimdilerde insansız fotograf da olabildiğini görüyoruz
- eskiden tekil fotograflar ön planda idi, şimdilerde daha çok seriler halinde çalışılıyor
- eskiden daha erkek egemen bir hal vardı, şimdilerde dişi fotografçılar çok daha fazla (ne mutlu bize)
- eskiden teknik mükemmeliyet fazlaca önemli idi, şimdilerde o derece ön planda değil, hatta nerdeyse “olmasa daha iyi olur” gibi
saptamalar:
- moda, akım, özgünlük, küresellik
- belgesel daha özgün duruyor, çünkü konular daha yerel
- çeşitli fotografik teknikler özgün anlatım biçimlerine ve yeni estetiklere zemin sağlıyorlar; sayısal kamera, analog kamera, polaroid, teknik olarak müdahale edilmiş kameralar, lomo, yazılım desteği ile üretilen çok farklı estetik ve nitelikte işler var
- metin hem kavramsal anlamda hem de estetik grafik öge olarak daha fazla kullanılıyor
- daha çok uluslararası sergi, etkinlik, başarı
- çoğulluk, zengin yelpaze,
- “burun kıvırma”yı azaltmak lazım, kendini fazlaca önemsemek insanın yolunu keser

Türkiye’de genç kuşak fotograf pratiği

Yıllar öncesine kısa bir bakış attışımızda, bu coğrafyadaki eski fotograf pratiğinde hayli kişisel sayabileceğimiz bir odaklanma algılamak olası. Türkiye fotografı olarak adlandırılabilecek bir genel yaklaşımdan daha çok, çeşitli bireylerin çalışkanlıkları ve/veya estetik, teknik konulardaki becerileri ile ön plana çıktığını görüyoruz. Bu yılların klasik yaklaşımı benimsemiş birçok önemli isminin genç fotografçılar ve yeni fotografçılık pratiklerine olumlu baktığını, ellerindeki birikimi aralarında ve/veya yeni isimlerle paylaşarak daha zengin bir üretim ortamı yaratmak amacı taşıdıklarını söylemek zor.

Şimdilere baktığımızda ise çok daha fazla sayıda genç fotografçının işleri ile güçlü bir şekilde varolabildiğini mutlulukla görebiliyoruz. Bu sayının artması; tema / kavram olarak belirlenen konuların çeşitlenmesi ve çoğullaşmasına, her fotografçının hizmet ettiği genel kurumsal bir tarih yerine bireylerin kendi tarihlerine odaklanmasına, ve sonuç olarak belki de artık olası bir “Türkiye fotografı” kavramının temellerinin atılmasına yol açıyor. İstanbul Modern’de Orhan Cem Çetin ve Murat Germen tarafından yürütülen Çağdaş Fotograf Serileri, bu kez, Türkiye’deki genç kuşak fotograf pratiğinin nabzını tutarak genç nesil fotograf üretiminin ülke fotografına nasıl katkı sağladığını irdeleyecek.

karşılaştırmalar

- eskiden estetiğe fazla düşkünlük vardı, şimdi de bazı akımlarda anti-estetiğe fazla düşkünlük var.

- eskiden kurallara bağlılık vardı, şimdi kurallar eskisi kadar muteber değil (altın oran, netlik alanı, odaklama, kadraj, 3’te bir bölünmesi, fazla pozlama, contre-lumiere, istifleme vb.) http://www.ivarsgravlejs.com

- eskiden şehirlerin “güzel” yerlerine gidilirdi, şimdilerde ne kadar yıkık dökük yer varsa oraya gidiliyor

- eskiden an yakalanırdı şimdilerde an yaratılıyor

- eskiden portrelerde kendine has ifade yakalamak önemsenirdi ve özneler o amaçla manipüle edilirdi, şimdilerde ifadesizlik ön planda ve özne manipülasyonu farklı bir yönde (deadpan)

- eskiden toplumsal / görece daha kollektif hikayeler anlatılırdı şimdilerde daha çok kişisel hikayeler anlatılıyor

- eskiden tabu olan konuların üzerine çok gidilmezdi, şimdi tabular tabu olmaktan çıkmak üzere

- eskiden insansız fotograf olmaz denirdi, şimdilerde insansız fotograf da olabildiğini görüyoruz

- eskiden tekil fotograflar ön planda idi, şimdilerde daha çok seriler halinde çalışılıyor

- eskiden daha erkek egemen bir hal vardı, şimdilerde dişi fotografçılar çok daha fazla (ne mutlu bize)

- eskiden teknik mükemmeliyet fazlaca önemli idi, şimdilerde o derece ön planda değil, hatta nerdeyse “olmasa daha iyi olur” gibi

saptamalar:

- moda, akım, özgünlük, küresellik

- belgesel daha özgün duruyor, çünkü konular daha yerel

- çeşitli fotografik teknikler özgün anlatım biçimlerine ve yeni estetiklere zemin sağlıyorlar; sayısal kamera, analog kamera, polaroid, teknik olarak müdahale edilmiş kameralar, lomo, yazılım desteği ile üretilen çok farklı estetik ve nitelikte işler var

- metin hem kavramsal anlamda hem de estetik grafik öge olarak daha fazla kullanılıyor

- daha çok uluslararası sergi, etkinlik, başarı

- çoğulluk, zengin yelpaze,

- “burun kıvırma”yı azaltmak lazım, kendini fazlaca önemsemek insanın yolunu keser